OTOBİYOGRAFİ GELENEĞİNDE VECİZ BİR ÖRNEK: KÂTİP ÇELEBİ BİYOGRAFİSİ

PERVİN ÇAPAN
2.100 384

Öz


Klâsik Türk Edebiyatı tarihi içinde, biyografi yazma kültürü ve tezkireler aracılığıyla kökleşen biyografi geleneği önemli bir yere sahiptir. Şairlerin adları ve eserlerini gelecek  zamanlara taşıyarak bu vesile ile unutulmamalarını  hedefleyen bu gelenek, Türk edebiyatında ilk örneğinin verildiği XV.yy.’dan  başlayarak farklı boyutlardaki eserlerle günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Otobiyografi geleneği de Türk edebiyatı içinde biyografiye paralel olarak ilerleyen bir türdür. Şair ve edipler bazen kendi eserleri içinde, bazen de bir biyografi yazarının teklifi üzerine kendi hâl tercemelerini kaleme alabilirler. Yine akademik veya popüler bir monografi çalışması içinde de bir sanatkâra ait bu tarz bilgilerin değerlendirildiği görülebilir. Edebiyatımızda bunun pek çok örneğine rastlamak mümkündür.

               1609’da İstanbul’da doğan ve asıl adı Mustafa olan Kâtip Çelebi, 17.yy.’da Doğu’da Hacı Halife, Batı’da ise Hacı Kalfa diye tanınan ilim, sanat ve fikir adamıdır. Tarih, coğrafya ve bibliyografya alanında yazılmış yirmiyi aşan telif ve tercüme eserin de sahibidir. 6 Kasım 2009 tarihi, 1657’de İstanbul’da hayata veda eden Kâtip Çelebi’nin ölümünün 352.yıldönümü olduğu gibi, doğumunun da 400. yılı idi. 2009 yılı UNESCO tarafından da Kâtip Çelebi yılı olarak ilân edilmiştir.

               Bu bildiride, Kâtip Çelebi’nin Mizânü’l-Hakk fi İhtiyâri’l-Ehakk adlı eserinde öne sürdüğü ve onun devrine göre son derece modern bir bakış açısını yansıtan ve pek çok bakımdan içinde yaşadığımız zamana da ışık tutan rasyonalist ve liberal düşünceleri işaret edilerek söz konusu eserin sonunda yer alan ve üslûbu açısından veciz bir örnek olarak nitelenebilecek otobiyografisi dikkatlere sunulacaktır

Tam metin:

PDF